Haber Bandı Yazarlar Melina DENİZ SAÇ SADECE SAÇ MIDIR?
SAÇ SADECE SAÇ MIDIR?
18 Şubat 2026

Kadın saçı, tarih boyunca hem kutsal hem de tehlikeli görüldüğünden ya tapınılmış ya örtülmüş ya da kesilmiştir.  
HTŞ’nin SDG’ye yönelik saldırılarında çatışmalar sürerken silahlı bir cihatçının elinde ganimet saydığı saç örgüsünü karşısındakine gülerek gösterdiği videonun yayılmasının ardından binlerce kadın “saçlarımız onur, hafıza ve direnişin sembolüdür” mesajıyla saçlarını ördükleri videoları sosyal medyadan paylaşmaya başladılar. Bu destek öyle bir hal aldı ki önüne geçebilmek için cezalandırmaya başvurulması gerekti hatta bu paylaşımı yapan bir hemşire açığa alındı. Sonra da karşı hamleye geçildi. “Bizim için kimse saçını örmedi.” sloganıyla şehit fotoğrafı paylaşımları başladı. Bunda da ortaklaşamadık yani insani temelde yaklaşmaya bu kadar yaklaşmışken ayrışacak bir şeyyine bulduk. Halbuki saç sadece saç demek değildi.
Yıldız CIBIROĞLU “KADIN SAÇI Büyü ve Türban”adlı çalışmasında kadın saçının tarih boyunca yalnızca estetik bir unsur değil; güç, cazibe, bereket, büyü ve kimlik simgesi olarak nasıl ele alındığına dikkat çekiyor.
Saçın mitolojide, halk inançlarında ve büyü ritüellerindeneyi temsil ettiğini, dinî ve toplumsal düzenlemelerle kadın saçının nasıl denetim altına alındığını, türbanın yalnızca bir kıyafet değil, beden, iktidar, ahlak ve görünürlük üzerinden yürüyen kültürel–ideolojik bir tartışmanın parçası olduğunu tespitinde bulunuyor.
Yazar, kadın bedeni üzerinde kurulan kontrol mekanizmalarını tarihsel ve kültürel bağlamda incelediği bu kitapta geçmişten günümüze kadın saçını “Anaerkil döneminde kutsal; Ataerkil dönemde tehlikeli; Modern dönemde politik” olarak değerlendiriyor.
HTŞ’li cihatçının bir tutam saçtan aşırı zevk alması aslında kadını tehlikeli görmesinden ve aşırı korkmasından kaynaklanıyor. İŞİD zihniyetine göre kadını yenmek demek ya istedikleri çadoru onlara giydirmek ya da örtmeyi reddettikleri saçlarını kesmek demek. Çünkü saçın kesilmesi ya da örtülmesi kadının gücünün kontrol altına alınması anlamına geliyor. 
Peki erkekler kadınlardan neden bu kadar korkuyor? Çünkü “Üretimi kadınlar başlattı. Kırk bin yıl önce ipi bularak ondan doğada olmayan nesneler üreterek, eti kurutarak, yiyecekleri koruyarak… Kadınlar üretim çağını, yaratıcı düşünceyi, buluşları başlattığı için üretenler ve ad verenler, sözcükleri geliştirenler, sayıları saymayı bulanlar da kadınlar oldu.”
Bizim şimdi “Aydede” diyerek çocukların dikkatini çekmeye çalıştığımız gök cismi o dönemde “Ayana” olarak isimlendiriliyordu. Önce dili kadından arındırdılar sonra hayatı çünkü kadın hem öğrenen hem de öğreten olarak çok tehlikeliydi ve muhakkak durdurulması gerekiyordu.
Anaerkil dönemde yaratan, çoğaltan, keşfeden kadındı. Erkekler ise kadınların bu gücünde çekiniyorlardı. Çünkü doğanın ritmi ile kadının ritmi arasındaki bağı fark etmişlerdi:
• Ay kutsaldı ve onun dolanım ritmi kadının aybaşı ritmiyle örtüşüyordu.
• Kadın her ay kanadığı halde ölmüyordu.
• Güneşin sabah doğmasındaki ritim ile annelerin tan vakti bebeklerini doğurma ritmi aynıydı.
• Karnında dokuz ay sessizce duran bebeği dışarı çıkınca ağlıyordu.
• Kadının gövdesinin süt imalathanesi gibi çalışıyordu.
• Erkeğin kadının gebeliğindeki rolü bilinmiyordu.
• Kadın cinselliğinin erkek üreme organını gözle görülür biçimde değişikliğe uğratıyordu.
• Kadın ergen erkeğin düşlerine girip onu baştan çıkarıyordu.
Bütün bunlar erkeği kadının korkulması gereken büyülü bir varlık olduğuna ikna etti ve mücadele başladı. Kadının gücünün kontrol altına alınması birçok halk söylencesinde ve mitolojide yılan olarak değerlendirilen kadın saçının kontrol edilmesine bağlandı. 
Saç sadece saç değildir. Canın özü ve izidir. Öyle ki can bedenden çıkar ama saç uzamaya devam eder. Marquez insan saçının ölümden sonra ayda bir santim uzadığını gazetecilik dönemindeki tanıklığına dayanarak “Aşk ve Öbür Cinler”inde büyülü gerçekçilikle şahane anlatır. Büyü demişken saç ile büyü arasında da bir ilişki vardır.Büyü yapılmak istenen kişinin saçından bir tutam kopartılır.
Saç ile yas arasında da sıkı bir ilişki vardır. Anadolu’da yas tutan kadınlar saçını keser ya da çözerler. Saçlarını taramazlar. Bazen saç baş yolma da görülür. Bu acının bedende görünür hâlidir. Hayat düzeninin bozulduğunun ilanıdır. Saçın kesilmesi yaşamla bağın geçici olarak kopması olarak değerlendirilir.
Örgü ise sadece estetik bir saç şekillendirme motifi değil, kişiyi kötü enerjiden koruyan bir güçtür. Çünkü saçı toplamak, gücü bağlamak anlamına gelir.
Örgü, kadınların hem atalarına hem de topluluklarına bağını simgeler. Örgüler, kültürel hafızayı ve ruhsal mirası taşır; kadın bu sayede hem geçmişle hem de gelecekle bağlantısını korur. Tek örgü bekar, iki örgü ise dengede ve evli kadını simgeler.
HTŞ’li cihatçının elindeki tek örgü bu yüzden çok tepki çekti. Ne var şimdi bunda kökü kendinde değil mi ki zaten tekrar uzar. Kılda keramet mi var demedi kimse. Çünkü saç sadece saç değildir.
En çok yüceltilen kadın imgesi nerede yaratılmış ve sürülmüşse, en çok korkulan ve nefret edilen kadın imgesi de orada başlayacak ve denetlenecektir ve tabi tersi de mümkündür. İran’a biraz da bu açıdan bakmak gerekir. 
11 Şubat İran İslam Devrimi'nin kutlama günüydü.Yaptığı katliamı gizlemek için bu seneki kutlamalarda başı açık kadınlarla yapılan röportajlara İran devlet televizyonunda yer verildi. İran rejimi Mahsa Amini’denbu yana kadınlara yenildiğinin farkında sadece her şeyin kendi kontrolünde olduğunu gösterebilmek için bu açılmaya rızası varmış gibi yapıyor. Sahi küçüğün de rızası var mıydı? 
ABD’nin İran’daki başarısızlığını örtmek için Epsteinhaberlerine yoğunlaşan ilgisi de sonuçsuz kaldı. Zaten Epstein mağduru kadınlar konuşmasaydı küresel pedofili ağı üzerine birkaç gün de olsa konuşulmayacaktı.
Ve Şubat 2026 … 100 yıl önce yine bu ayda Medeni Kanun meclis tarafından kabul edilerek kadına hak ettiği haklar birçok Batılı devletten önce Mustafa Kemal sayesinde verildi. Afganistan’da ise kadın eğitim kurumlarından çıkartıldı. Çünkü yobaz en çok kadından korkar.
 


Seç