Duvar örmek, kişinin sosyal ilişkilerde kendisini korumak amacıyla potansiyel zarar verici durumlardan kaçınmak için oluşturduğu görünmez bariyer olarak tarif edilir. Zarar verici durumlardan kaçınarak kurtulmak mümkün değilse savunma amaçlı fiili duvarların örüldüğü de zaman zaman tarihte görülmüştür.
Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için 1961’de Berlin'de yapımına başlanan 1989’da da yıkılan 46 km uzunluğundaki Berlin Duvarı gibi… Türk ve Moğol akınlarını durdurmak için inşa edilen Çin Seddi gibi… Trump’ınMeksika sınırına yapmayı düşündüğü şimdilik 930 km uzunluğundaki bariyerleri Çin Seddi’ne benzetme hayali gibi…
Müslümanların Burak Duvarı, Yahudilerin Batı Duvarı dedikleri Kudüs'ün yakılıp yıkılışını, esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak, hâtıralarını tazeleyip kinlerini bilemek, Yahudi hâkimiyetini kurmak hayali içinde dua ve gözyaşı ile yaslarını sürdürdükleri Ağlama Duvarı gibi…
Julia Bacha’nın yönetmenliğini yaptığı 2009 yapım “Budrus” belgeseli, Filistin’deki Budrus köylülerinin topraklarını ve geçim kaynakları olan zeytin ağaçlarını korumak için başlattıkları sivil itaatsizlik eylemlerini konu alıyor.
Budrus Duvarı’nın görseli yok çünkü yok! Çünkübarışçıl ve sürekli eylemlilik İsrail’e geri adım attırdı.
Gelelim ülkemizdeki duvarlara… Suriye sınırındakimayınlı bölgeyi tarıma kazandıracağız diyerek temizleyen 10 milyonluk Suriyeli yükünü tuttuktan sonra onların Avrupa’ya kaçmalarını önlemek için Edirne’ye örülen ve bir müjde olarak duyurulan Edirne duvarı…
Bu duvar keşke 1948 yılında yapılsaydı. O zaman işkencenin Türk topraklarında yapılıp cinayetin sınır dışında işlenmesi bu kadar kolay olmazdı. Bence bu duvarın adı geç gelen Sabahattin Ali Duvarı olmalı…
Ve evet Budrus köylüleri İsrail’e geri adım attırdıysa We are clean! diyen gençlere kulak vermemiz lazım