Bir tıkla darbe izliyorsunuz.
Biz darbeleri canlı ve kanlı izledik.
Adil olsun diye,
bir sağcı bir solcu astılar.
Çok ilkeldi, anlayacağınız.
Tanklar geçerdi sokaklardan,
her köşe başına asker dikilirdi.
TRT tek ses olurdu.
Sokağa çıkmak yasaktı,
çıkarsan nereye götürüleceğini kimse bilmezdi.
Şimdi öyle mi?
Adres belli: Silivri.
Ne büyük kolaylık, değil mi?
Üstelik tank da geçmiyor artık;
RTÜK geçiyor ekranın içinden.
Sözcü TV’ye 10 gün ekran karartma cezası;
bayram tatili kadar uzun,
belki de halk biraz “sükûnet” bulsun diyedir.
Ne kadar düşünceliler, baksanıza!
Halk TV, Now TV, Tele1, KRT…
Hepsi sırada.
Ceza var, susturma var, ekran karartma var.
Ama hepsi “rutin”;
tıpkı çöp toplama hizmeti gibi.
Geliyorlar, kapatıyorlar, gidiyorlar.
Basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları…
Geçmiş zaman olur ki…
Tahminim,
“Susturulmamış kanal, görevden alınmamış
CE-HA-PE’li belediye ve onun başkanı,
pardon, turp kaldıysa,”
yakında ilan edilir.
Sonrası zaten malum: Silivri.
Tank yok, sokak başlarında asker de yok artık.
Ama zarif yasaklar, post-modern susturma biçimleri var.
Ama mesele sadece susturmakla da bitmiyor.
Muhalefet konuşuyor,
ya da muhalefet lideri yurtdışı TV’ye demeç veriyor…
Ertesi gün manşet hazır:
“Devleti şikâyet ettiler!”
Çünkü artık hükümeti eleştirmek,
devleti hedef almak gibi sunuluyor.
Eleştiriyle ihaneti aynı torbaya koyan bir akıl üretildi.
İletişim stratejisi mi dersiniz,
algı yönetimi mi, bilemem.
Ama bu çarpıtmalara şaşıran kaldı mı?
Tabii ki hayır.
“Dış güçler” bahanesi artık klasik oldu.
Yeni ve orijinal başka bir şey de üretemediler.
Gençler, sokaklara çıkıp bağırıp çağırmayın boşuna.
Yapılanların hepsi sizin için.
Ülkeden kaçıp başka bir yerde
daha rahat okuyun, yaşayın diye…
Daha ne yapsın adamlar, değil mi ama?