Haber Bandı Yazarlar Sufi KELAM Küçük Zihinlerin Büyük Meselesi
Küçük Zihinlerin Büyük Meselesi
18 Mayıs 2026

Bakıyorum da… insanların asıl problemi artık hayatın zorluğu değil. Asıl problem, koca koca insanların inanılmaz küçük şeylerin içinde kaybolması.
Bir tarafta gerçekten büyük meseleleri olan olgun insanlar var. Diğer tarafta ise tüm enerjisini “kim kime nasıl baktı”ya harcayan kalabalık bir güruh. Ve maalesef bugün çoğunluk bu ikinci grubu oluşturuyor.
Bu grubu şöyle tarif ediyorum: Kendini hiç geliştirememiş… Lise yıllarında öğretmenin “özet çıkarın” diye verdiği kitaptan başka kitap eline almamış… Zihni hâlâ kenar mahalle kafasında takılı kalmış… Karakter olarak çiğ, olgunlaşmamış tipler.
Dedikodu. İma. Alınganlık. Küçük ego savaşları. Koca koca insanlar enerjilerini bunlara harcıyor.
Bir kısmı sosyal medyada beğeni bağımlısı. Bir kısmı sürekli onay dileniyor. Bir kısmı da paylaştığı her fotoğrafla görünmez bir “beni fark edin” tabelası taşıyor. Bazıları öyle ki, sanki hayatın en büyük meselesi insanların ona nasıl baktığı.
Bir ortamda yapılan işten çok, kimin kime neden gülümsediği konuşuluyor. Bir bakışa romanlar yükleniyor. Sessiz bir gülümseme üç günlük dedikoduya yetiyor. Bir mimik, dünya savaşı çıkaracak kadar büyütülüyor. Tek bir cümleden sekiz bölümlük dizi senaryosu çıkarıyorlar. Sonra da kendi yazdıkları senaryoyu kendi kendilerine sahneye koyup oynuyorlar.
Ve en acısı: Bunu yaparken kendilerini çok önemli meseleler çözüyormuş gibi ciddiye alıyorlar.
Halbuki dışarıdan bakınca manzara trajikomik. Koca insanlar oturmuş, “kim niye kaşını kaldırdı” diye saatlerce konuşuyor. İnsan bazen şaşırıyor: Bir hayat gerçekten bu kadar boş olabilir mi?
Bir de sürekli çevresiyle çatışıp problem çözdüğünü zanneden tipler var. Sürekli bir gerilim, sürekli bir hesaplaşma, sürekli bir ego savaşı. Ve bunu güç sanıyorlar. Oysa yaptıkları tek şey, girdikleri her ortamın enerjisini emmek. Onlar bir mekâna kalite değil, yorgunluk taşıyor. Beş dakika yanlarında oturursun, içinden bir şey çekilir gibi olur. Çünkü konuşulan hiçbir şeyin gerçek hayatta zerre kadar karşılığı yoktur.
Nietzsche’nin tam da bu insanlar için söylenmiş gibi duran bir sözü var:
“Küçük insanlar, büyük duyguların dedikodusunu yapar.”
Gerçekten üreten, gerçekten kendini geliştiren, gerçekten hayatla cebelleşen insanın zihni bu kadar ucuz detaylarla meşgul olmaz. Çünkü zihni dolu insan üretir; zihni boş insan ise sürekli ima yakalar.
Ortada gerçek bir problem yoktur aslında. Ama zihin boşaldığı anda drama üretmeye başlar. Çünkü bu insanlar huzurla yaşamayı bilmiyor. Sessizlik onları ürkütüyor, sakinlik sıkıcı geliyor. Mutlaka küçük bir kaos, mutlaka küçük bir gerilim lazım.
Bu yüzden sürekli şikâyet, sürekli analiz, sürekli alınma, sürekli ima…
Ve insan bir noktada şunu fark ediyor: Bazı ortamları çekilmez yapan şey kötülük değil, basitlik. Basit hesaplar, küçük egolar, ucuz polemikler. Sonra da herkes bitkin. Nasıl bitmesinler ki? Beyinleri bütün gün boş yere bildirim atıyor.
Gerçek olgunluk galiba tam burada başlıyor: Hangi konuşmanın aslında saçmalık olduğunu fark ettiğin an.
Ve son bir tavsiye: Siz siz olun, bu aptallıklara ve aptallıkların taşıyıcılarına prim vermeyin. Çünkü onlara verdiğiniz her dakika, kendi hayatınızdan çalınmış bir dakikadır


Seç